Son Dakika
  • Loading
A+ A A-

Yazarlarımız




 


oozgur-150x150.jpgKime sorsanız “Muğla Sevdalısı” olduğunu söyler. Ben de hep güler “Öyledir” derim.
Yersek, yerseniz…
Prof. Dr. Namık Açıkgöz Manisalıdır. Neredeyse 20 yılı geçkin Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde görev yapıyor. O’nu Şahidi’de, Arasta’da, Saburhane’de, Hamamönü’nde bir gurup üniversite öğrencisi ile birlikte görenler olmuştur. Çünkü kendisinin öğrencilerine önce Muğla’yı öğretmek gibi bir ‘derdi’ vardır.
Biz ise senelerdir Üniversitemiz ile Muğlamızın bütünleşemediğinden şikayet ederiz. Namık hocam işte o bütünleşmeyi “şahsında” gerçekleştirmiş olanlardandır. O da Muğla sevdalısı olduğunu söyleyenlerdendir, ama…
Bana sorarsanız, O bir Muğlalıdır.
xx xx xx
Namık hocam geçenlerde (15.06.2015) gazetemizdeki köşesinden “Şahidi Külliyesi’ne Kavuşuyoruz” müjdesini verdi. Kıskandım. O müjdeyi ben de vermiştim, ama bu kadar güzel yazamamıştım.
Adını Şahidi Hazretlerinden alan Şahidi Camii’nin günümüze ulaşan iç mekânıyla tam bir “Mevlevihane” olduğunun altını çizip, bir kere daha anımsatan hocam, yazısına şöyle devam etmiş:
“.. şimdi, etrafındaki duvarlar yıkılarak, önce özgürlüğüne, sonra da yanındaki Şahidi evi ile birleşerek külliye olma özelliğine kavuşuyor.” diyerek özetle şöyle devam etmiş:
“2009’da, bu konuyu Hamle’de şöyle dile getirmiştim: ‘Sempatik bir cami… Mütevazi bir türbe… Minik bir yeşil alan… Serviler, zeytinler, badem ağaçları ve çiçekler… Tarihe küsmüş mezar taşları… Ve yüksek mi yüksek duvarlar… İçerideki güzelliği insanlar görmesin diye yükseltilmiş duvarlar… Oradaki kültürü gözlerden gizleyen duvarlar… Hapishane duvarı gibi yüksek ve muhkem duvarlar…
Ey Muğlalılar!…. Ey yöneticilerimiz!… Gelin el birliği edelim ve Şâhidî’yi özgürleştirelim. O yüksek duvarları yıkalım. O kültürü ve o güzellikleri, yoldan geçenlerin gözleriyle, duygularıyla buluşturalım. .. Şâhidî’ye mapusluk yakışmıyor; Şâhidî’nin mapusluğu ise Muğla’ya hiç yakışmıyor.”
Sevgili hocam ardından da Başbakan Davutoğlu sayesinde restorasyon ve düzenlemeye başlandığı müjdesini verip, yazısını “… Yıllardan beri, en az 30 kadar yazı yazmıştık Şahidi, cami ve türbe için. İnşallah Muğla, tarihine yakışan ve manevi değerlerinden birine sahip olduğunu gösteren yeni bir kültür mekanına kavuşuyor. Başta Sayın Valimiz Amir Çiçek olmak üzere, Allah vesile olanlardan razı olsun.” diye noktalamış.
xx xx xx
Eh yani sevgili hocam biz de yazdık… Şimdi hangimiz daha çok yazdık yarışı mı yapalım?
Şaka… Hocam da yazdı, bizde yazdık. Üstelik Muğla’ya dair çok şeyi, örneğin Şahidi Camii’nin “Mevlevihane” olduğunu kendisinden öğrendik. Mezar taşlarını O’ndan okuduk. Sarnıçlarımızın farkına kendisi ile vardık. Üç Erenlere kendisinin uyarıcı yazıları ile dokunabildik…
Keyfeoturağı Mescidi’nin duvar süslemelerinde Yedi Uyuyanların anlatıldığını birlikte gördük. Sonra kendisi bir yazısında “Yoksa Keyfoturağı sözü Ashab-ı Kehf’ten geliyor olmasın?” diye soruverdi…
Yine de bir hakkı teslim etmek gerekirse, Şahidi Külliyesi’nin peşinde Hamle Gazetesi dışında koşan olmadı…
xx xx xx
Prof. Dr. Namık Açıkgöz’ün gazetemizdeki yeni yazısının başlığı “Milas’ta Yazılan Türkçe İlk Kuşçuluk Kitabı” oldu. Hocam yazısına şöyle başlamış:
“Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra kurulan Anadolu beyliklerinin içinde, Menteşe beyliğinin pek çok açıdan ayrı bir yeri vardır. Türkçe ilk Ahilik kitabı olan Burgazi Fütüvvet-namesi, Menteşe beyliği coğrafyasında yazılmıştır. İlk tıp kitaplarından olan İlyasiyye Fi’t-Tıp, Menteşe beyi İlyas (1402-1421) beyin yazdırdığı bir kitaptır. Bu yazının konusu olan Baz-name adlı kitap da bu coğrafyanın ilk kitaplarından biridir.”
Nerede bu kitaplar?
Namık hocam biliyordur…
xx xx xx
Yukarıda sözü edilen Baz-name kuşlar ve atlar hakkında bilgi veren bir kitapmış. Namık hocam kitabı tanıtırken de şöyle devam etmiş:
“Düşünebiliyor musunuz, taaa 14. Yüzyılın ortalarında, Anadolu’nun en batısında bir beyliğin başındaki Türkmen beyi, kuşlarla ilgili bir kitabın Türkçe’ye çevirilmesini istiyor ve bunu yaparken bir de dil politikasını belirliyor. O zamana kadar resmi yazışmalarda ve edebi metinlerde kullanılan Farsça’nın geçici, emanet bir dil olduğunu söylüyor. İdeolojik değil, pratik-pragmatik bir tutum sergiliyor Farsça’ya karşı yani. (Farsça etkisinin 14. Yüzyılda kaybolmaya başladığı iddiasına inanmayanlara da kapak olsun Menteşe beyi Mehmet’in bu sözleri.)
Orijinal nüshası Milano Kütüphanesi’inde olan ve yayın için hazırlamakta olduğumuz bu eserden bazı ilginç kısımları, zaman zaman sizlerle paylaşacağız.”
xx xx xx
Şaka bir yana “Şahidi Külliyesi” üzerine ben de az yazmadım. Hatta ben sadece Şahidi Camii’nin değil, Kurşunlu Camii’nin duvarının da yıkılmasını istemiştim. Vakıflar aşılamadı… (!)
Vakıflar Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun sayesinde Şahidi için aşılabildi. Darısı Kurşunlu Camii’nin başına…
Gerek Namık hocamın, gerekse benim ortak düşlerimizden biri Şeyh Camii avlusundaki Hoca Mustafa Efendi Kütüphanesi’nin yaşama döndürülmesi olmuştu. “Muğla’dan alıp götürülen Şahidi’nin el yazmaları belki orada sergilenir” demiştik… Dönemin Milletvekili Yüksel Özden’in de katkılarıyla Hoca Mustafa Efendi Kütüphanesi restore edildi.
Sevindik, ama duydum ki o tarihi yapı şimdi Kuran Kursu talebelerinin yatakhanesi olarak kullanılıyormuş!
xx xx xx
Muğla’nın dününe ve bu gününe ait kitaplara bir “Şehir Kitaplığı” gerekiyor.
Bu konuda 29.10.2010 tarihinde bu köşede “Muğla Kitaplığı Giderek Büyüyor” başlıklı bir yazı yazmışım. O yazımda “Muğla üzerine en çok kitap yazanlardan biri Gazeteci-Yazar Ünal Türkeş ise biri de Muğla eski belediye başkanlarından eski Bayındırlık Bakanı Gazeteci-Yazar Erman Şahin’dir. Restoratör Y. Mimar – Yazar Ertuğrul Aladağ’ı da kendi dalında bu iki ismin yanına koyabiliriz. Görünen o ki Muğla Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Bayram Akça bu gidişle bu üçlüyü geçecek. Genç yaşında profesör olursa şaşırmamak lazım… Hak ediyor. Üniversitenin en üretken öğretim üyelerinden…” demişim.
Ardından özetle şöyle devam etmişim:
“Bayram Akça’nın ‘Menteşe (Muğla) Sancağı’nın Zirai ve Coğrafi Durumu’nu okurken, aklıma Erman Şahin’in Muğla kitaplarından birinin tanıtımında söylediklerini anımsadım. ‘Muğla üzerine herkes ne biliyorsa yazmalı. Yanlışlar, eksikler olabilir. Bir sonra gelen düzeltir. Bu kitaplarla büyük bir Muğla Kitaplığı oluşmalı.’ demişti.

Aralarında ünlü evliyamız Şahidi’nin el yazmalarının da bulunduğu ve Hoca Mustafa Efendi’nin kurduğu ilk kütüphanemizden günümüzün Muğla İl Halk Kütüphanesi’ne geçen o el yazması eserlerin hepsi bu gün Konya ve İstanbul’da müzelere dağılmış durumda.
Prof. Dr. Namık Açıkgöz bu el yazmalarının peşinde koşuyordu…
Gerek başka hocalarımızın ve Doç. Dr. Bayram Akça’nın çevirileri ve yine Akça’nın Ankara’dan getirdiği fotokopiler ve Prof. Dr. Namık Açıkgöz’ün Muğla üzerine Osmanlıca’dan çevirileri de Muğla Kitaplığı’nda toplanmalı…”

xx xx xx
Mabolla’ya, Menteşe’ye, Muğla’ya dair eski kitaplar ve gerek üniversitemizdeki hocalarımızın ve gerekse Muğlalıların elinden çıkan Muğla kitapları Muğla Valiliği’nin restore ettirip üniversitemize devrettiği Hamamönü’ndeki tarihi yapı “Kent Kitaplığı” olarak düzenlenemez mi?
Bilemiyorum, ama Şahidi’nin el yazmaları getirilip, kendi evinde sergilenirse ne güzel olur…

yazar-yataykayan-habermasaustu-4li -ALT

fb-btn.pngtwt-btn.pngrss-btn.png

google-btn.pngyb-btn.pnginst-btn.png

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

DMCA.com Protection Status
Sayfada sorun olması durumunda,
Lütfen CTRL + F5 ile sayfayı yenileyin